Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Senin "kuzey yıldızın" ne?

Geçtiğimiz hafta kariyer hayatımın ziyadesiyle ofansif bir haftasıydı. Bu kadar stres bana hiç iyi gelmiyor. Kariyer basamaklarını çıkarken yeni bariyerler ile karşılaşıyorum. Ve bunlarla baş etmeyi öğrenmem gerekiyor. Güzel işler yapıyoruz. Elbette batıyor birilerinin gözüne. Esas "patronlar" bize teşekkür ettikçe, eşdeğerim ve hatta üst yöneticilerim beni daha fazla tehdit algılıyor.  Daha önce de bu blogda yazmıştım, "kamu zararı" demiştim bu kurumdaki bazı zihinlere. Her kademede çeşitli surette var bunlardan. Herkes yerini garantilesin, su başını tutsun, ne ya da ne kalitede iş yapıldığı önemli değil. Oysa "patronların" bizden beklentileri yüksek. Bize gelince;  Gençliğimiz var, heyecanımız yüksek! Yaptığım işler konusunda sıklıkla heyecanlı, idealist ve sabırsızım. Belediye bürokrasisi heyecanımı disipline etmemi öğretiyor bana ama işlerimin kalitesinden ödün vermeyeceğim. Yetersiz ve özgüvensiz insanları onun bunun kızı/oğlu diye yönetici yapıyorlar...
En son yayınlar

Belém, Pará, Brezilya

Şu satırları Atlas okyanusunun üstünden geçerken yazmaya başladım. Nedense çok mecalim yok aklımdan geçirdiklerimi metne dökmeye. Ve yazacak ne çok şey var aslında. COP30 BM İklim Değişikliği Konferansı için geçtiğimiz hafta Brezilya'nın  Belém  kentindeydim. Ve içimden bir ses Amerika kıtasına önce güneyinden giriş yapacağımı hep biliyordu. İnsanoğlu kanatsız kuş misali Bu gezide beni heyecanlandıran şeyler var, ilkler var mesela, sonra başarılar var, sonra komiklikler, sinir bozuculuklar, saçmalıklar var. Sonra bir miktar işkoliklik var bir de varoluşsal krizler. Neyi neden yapıyoruz, bu yaptıklarımız  greenwashing mi, yoksa gerçekten harika şeyler mi? Nerede ne kadar övünmeliyiz? Eğer hiçbir işe yaramıyorsa yaptıklarımız ya da yaramayacağını düşünüyorsak hiçbir şey yapamayız ki.. Hep bir debelenme içindeyiz.  Mesela ben oram buram tutukken kalktım 2 gün süren yollara attım kendimi. Bambaşka bir kıtadan, Güney Amerika’dan dönüyorum şu anda. Uff söylemesi pek haval...

Sauvignon Blanc Kızı

Geçen yaz Samos'ta gittiğimiz şarap evindeki güzel genç kadın söylemişti bunu; Ben  Sauvignon Blanc kızıyım.  Neşeli bir sohbet tutturmuşken bize birer kadeh şarap ikram etmişti. Şarabı sevdim. Oysa beyaz şarap denince önce aklıma gelen  Chardonnay kadınları hep ayrılık arifesinde, hüzünlü ve yalnız tasvir edilirdi.  Chardonnay  dert ortağıydı o kadınların. O gün  Sauvignon Blanc  kızı olmak, bunun tam tersiymiş gibi hissettim. Genç, özgür, canlı ve tutkulu.. Ferah.. Bunu çok ama çok sevdim.

Tabula Rasa

Tabula Rasa.. Krem duvarlı, krem dolap kapaklı odayı ilk ziyaretim sonrasında yazdığım bir şiirdi "Tabula Rasa". Sonra kırık bir kalple tekrar tekrar okuduğum ve sonra da tekrar okumamak için sildiğim.. Ama birkaç dizesini hatırlıyorum.. Küçücük, minicik bir oda.. Odada sen, ben, yine sen.. Ve dışarıda koca bir dünya.. Hayat sürekli döngüler halinde. Ya da ben öyleyim. Sil baştan.   O odayı bir daha göreceğimi hiç düşünmezdim. Ama gördüm.  Düşününce Descartes, Jung ve Locke arasında bir yerdeyim galiba. İnsan zihnine her bilginin gömülü olduğunu düşünen Descartes o zamanlar bilmese de genetik kodlarımızdan bahsediyordu galiba. Jung'un bahsettiği bilinçaltından ya da kolektif bilinçten taşıyabileceğimiz bilgilerden.. Oysa Locke diyordu ki, insan zihni doğduğunda boş bir levha ve deneyimlerimizle öğreniriz. Bence ikisi de doğru.  Bu oda benim için boş bir levhaydı bir zamanlar. Sonra deneyimledim. Artık birçok çizik, hatta çatlaklar var levhada. Çok başka görünüyor şimdi gö...

İki Minik Kentli

Önemli bir kişi olmak!  Önemli ve değerli olduğumuzu ne sıklıkla düşünüyoruz? Düşünüyor muyuz? Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını nasıl ve ne şekilde alıyoruz? Alabiliyor muyuz? İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyor? Bizden razılar mı? Peki biz kendimizden razı mıyız? Özdeğer duygumuz nasıl?  Geçtiğimiz üç gün MBB'nin düzenlediği MARUF25 (Marmara Urban Forum) kongresindeydim. Çok büyük, belli ki çok zor ve detaylı bir organizasyon yapmışlar. Havaalanından beni bir araçla alıp Haliç Kongre Merkezi yakınındaki otelimize bıraktılar. Havaalanında MARUF görevlisiyle ve beni götürecek şoförle biraz sohbet ettim. Sonra İstanbul'un iki yakası arasındaki 48 dakikalık yolculuğumda pencereden dışarıyı seyrettim. Köprüden geçerken yine hayran hayran boğaza baktım. İstanbul'dan neden ayrıldığımı hatırladım: köprüden geçerken bu şehre hayran olmaya devam edebilmek için... Aklımdan atölye ve panel için yapacaklarımı, onlar haricinde katılacağım etkinlikleri ve bir yandan İzmir'de d...

MARUF25

Bu yılki Marmara Urban Forum (MARUF) Konferansına düzenleyeceğim bir atölye ve konuşmacı olacağım bir panel ile katılıyorum! Harika bir program yapmışlar, ilgilileri bekleriz:  Program Dalya Hazar Kent Hakkı ve Müşterekler Üzerinden Birlikte Yaşamanın İmkanı Daha Karpuz Ekecektik: Metropolde Gıda Temini

Bu İlişkiyi Konuşmalıyız

Çok güzel bir sohbet olmuş. Kitap da çok iyi..