Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İşler Güçler

Şu aralar biraz yorgunum. Bazı günler neyi neden yaptığımı sorguluyorum. Dünyayı kurtarmıyorum sonuçta. Etki alanım sınırlı.. ama genişleyebilir. Peki bu genişlemeyi push edecek enerjim var mı gerçekten? Bunu istiyor muyum?  Kendimi bildim bileli yayından fırlamış bir ok gibi hissettim. Hep ileri, hep bir hedefe doğru. Geriye dönüp bakma fırsatı bile olmayan.. Çalış, çok çalış; bir pürüz mü çıktı, düzelt; düzeltemiyor musun, yönünü değiştir, devam et.. devam. Durmak yok. Çünkü durmak lüksü yok.  Birkaç kuşak önce bolluk bereket içinde yaşarken "yanlış" seçimlerle her yıl daha da fakirleşmiş bir ailenin; bir zamanlar Kapalıçarşı'da dükkanları, Manisa'da üzüm bağları varken bütün malını mülkünü kaybetmiş bir ailenin son kuşağıyım. Eğer kendimden sonra bir kuşak devam ettireceksem daha akıllı seçimler yapmam gerekiyor. Çünkü bir Y kuşağı olarak  her şeyin yükünü taşımak istemiyorum. Z kuşağı ise daha fecaat; onlar hiçbir şeyin yükünü taşımak istemiyor! :)  Bundan birka...
En son yayınlar

Etkinlik ve daha çok etkinlik

Nisan ve Mayıs ayları inanılmaz yoğun. Fakat etkinlikler çok güzel geçiyor. 10 Nisan'da COP Yalova 'yı başarıyla tamamladık.  Akabinde 11 Nisan'da Kadıköy Belediyesi ve SODEM işbirliğinde gerçekleşen Uluslararası Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı 'nda panelim vardı.  Cuma günü İYTE Şehircilik Topluluğu'nun "Planner Series" söyleşisine davetliyim; sağlıklı kentler ve kamusal alanlar konuşacağız. Bir benzerini geçtiğimiz günlerde Güzel İzmir Hareketi'nin Kamusal Mekân Söyleşileri etkinliğinde sundum. Bu haftasonu küresel ve yerel iklim sorunlarını gençlerle ele alacağımız İzmir COP Youth (Gençlik) Programı'nı gerçekleştireceğiz.  Bu yılki en büyük etkinliğimiz ise 13-14 Mayıs'ta İstanbul'da gerçekleştireceğimiz Sağlıklı Kentler Forumu (Healthy Cities Forum). Hepsinin ve nicelerinin başarıyla üstesinden gelmek dileğiyle! :)

Denge-siz

Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela...  Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...

Neyin peşindeyiz?

Ne işle uğraşıyoruz? Neyin peşindeyiz? Neyimize gerek? :) Yine önümüzde yoğun bir takvim var. Şu anda sayısı 153 olan ve gittikçe de artan belediyelerimizin "tek sağlık" ve "iyi olma hali" odağında kapasitelerini geliştirmelerine, proje başvurularına ortak olmaya, finansman bulmalarına ve ağlar kurmalarına; kısacası geleceğin dirençli kentlerinin inşasına rehberlik etmeye çalışıyoruz.  ChatGPT'ye prompt'u yazınca yaptığı şu çizimle gerçekten neyle uğraşıyor olduğumu görünür kıldım sanırım. Elbette yer yer çıldırtıcı pürüzleri olan bir iş. Ama yine de güzel. Beraber yol yürüdüğümüz siyasi figürlere ve onların bireysel kararlarına yönelik fikirlerimi saklı tutmakla birlikte; gelecekte iyi bir teknokrat olmayı hedefleyen bir uzman olarak bugün doğru amaçlarla, doğru bir yolda yürüdüğümüzü söyleyebilirim.  Nice güzel işler başarmaya..

Senin "kuzey yıldızın" ne?

Geçtiğimiz hafta kariyer hayatımın ziyadesiyle ofansif bir haftasıydı. Bu kadar stres bana hiç iyi gelmiyor. Kariyer basamaklarını çıkarken yeni bariyerler ile karşılaşıyorum. Ve bunlarla baş etmeyi öğrenmem gerekiyor. Güzel işler yapıyoruz. Elbette batıyor birilerinin gözüne. Esas "patronlar" bize teşekkür ettikçe, eşdeğerim ve hatta üst yöneticilerim beni daha fazla tehdit algılıyor.  Daha önce de bu blogda yazmıştım, "kamu zararı" demiştim bu kurumdaki bazı zihinlere. Her kademede çeşitli surette var bunlardan. Herkes yerini garantilesin, su başını tutsun, ne ya da ne kalitede iş yapıldığı önemli değil. Oysa "patronların" bizden beklentileri yüksek. Bize gelince;  Gençliğimiz var, heyecanımız yüksek! Yaptığım işler konusunda sıklıkla heyecanlı, idealist ve sabırsızım. Belediye bürokrasisi heyecanımı disipline etmemi öğretiyor bana ama işlerimin kalitesinden ödün vermeyeceğim. Yetersiz ve özgüvensiz insanları onun bunun kızı/oğlu diye yönetici yapıyorlar...

Belém, Pará, Brezilya

Şu satırları Atlas okyanusunun üstünden geçerken yazmaya başladım. Nedense çok mecalim yok aklımdan geçirdiklerimi metne dökmeye. Ve yazacak ne çok şey var aslında. COP30 BM İklim Değişikliği Konferansı için geçtiğimiz hafta Brezilya'nın  Belém  kentindeydim. Ve içimden bir ses Amerika kıtasına önce güneyinden giriş yapacağımı hep biliyordu. İnsanoğlu kanatsız kuş misali Bu gezide beni heyecanlandıran şeyler var, ilkler var mesela, sonra başarılar var, sonra komiklikler, sinir bozuculuklar, saçmalıklar var. Sonra bir miktar işkoliklik var bir de varoluşsal krizler. Neyi neden yapıyoruz, bu yaptıklarımız  greenwashing mi, yoksa gerçekten harika şeyler mi? Nerede ne kadar övünmeliyiz? Eğer hiçbir işe yaramıyorsa yaptıklarımız ya da yaramayacağını düşünüyorsak hiçbir şey yapamayız ki.. Hep bir debelenme içindeyiz.  Mesela ben oram buram tutukken kalktım 2 gün süren yollara attım kendimi. Bambaşka bir kıtadan, Güney Amerika’dan dönüyorum şu anda. Uff söylemesi pek haval...

Sauvignon Blanc Kızı

Geçen yaz Samos'ta gittiğimiz şarap evindeki güzel genç kadın söylemişti bunu; Ben  Sauvignon Blanc kızıyım.  Neşeli bir sohbet tutturmuşken bize birer kadeh şarap ikram etmişti. Şarabı sevdim. Oysa beyaz şarap denince önce aklıma gelen  Chardonnay kadınları hep ayrılık arifesinde, hüzünlü ve yalnız tasvir edilirdi.  Chardonnay  dert ortağıydı o kadınların. O gün  Sauvignon Blanc  kızı olmak, bunun tam tersiymiş gibi hissettim. Genç, özgür, canlı ve tutkulu.. Ferah.. Bunu çok ama çok sevdim.