Ana içeriğe atla

Senin "kuzey yıldızın" ne?

Geçtiğimiz hafta kariyer hayatımın ziyadesiyle ofansif bir haftasıydı. Bu kadar stres bana hiç iyi gelmiyor. Kariyer basamaklarını çıkarken yeni bariyerler ile karşılaşıyorum. Ve bunlarla baş etmeyi öğrenmem gerekiyor. Güzel işler yapıyoruz. Elbette batıyor birilerinin gözüne. Esas "patronlar" bize teşekkür ettikçe, eşdeğerim ve hatta üst yöneticilerim beni daha fazla tehdit algılıyor. 

Daha önce de bu blogda yazmıştım, "kamu zararı" demiştim bu kurumdaki bazı zihinlere. Her kademede çeşitli surette var bunlardan. Herkes yerini garantilesin, su başını tutsun, ne ya da ne kalitede iş yapıldığı önemli değil. Oysa "patronların" bizden beklentileri yüksek. Bize gelince; 

Gençliğimiz var, heyecanımız yüksek!

Yaptığım işler konusunda sıklıkla heyecanlı, idealist ve sabırsızım. Belediye bürokrasisi heyecanımı disipline etmemi öğretiyor bana ama işlerimin kalitesinden ödün vermeyeceğim. Yetersiz ve özgüvensiz insanları onun bunun kızı/oğlu diye yönetici yapıyorlar. Bunlar hem doğru düzgün iş yapamıyorlar hem de iş yapmaya çalışanlara dünyayı dar ediyorlar. Bir de çeşitli "networkler" var. Mesela bilseydim İzmir'de liseyi BAL'da okurdum. Mezunları ne ballılarmış arkadaş! 

Liyakat mi sadakat mi ikilisinden ikincisi kazanmaya devam ettiği sürece bu ülkenin çivisi yerine oturmayacak. En tepeden en alt basamaklara kadar bu böyle. Bu basamakların zemini sağlam değil, çürük. 

Bilmem kaç kuşaktır iyi durumda olan popüler ailelerden gelenlere, onun bunun cankuşu olanlara özel daire başkanlıkları filan tahsis ediliyor. Bir elin verdiğini diğer el alıyor gerçi. Ama onlara altın tepside sunulan fırsatlar bizlere sunulmadı. Daha önce de yazmıştım: "Bir mirası alıp ileri taşımak değerli bir iştir, evet; ama bir şeyleri sıfırdan inşa etmek daha değerli bir iştir." Her şeye rağmen yine de onlardan daha başarılı olacağım. Ve onlar gibi olmayacağım. 

Geçen hafta BAYETAV'ın kooperatifler ve gıda güvenliği konulu çalışma programına davetli konuşmacı olarak katıldım. Tam da kafamın karışık olduğu bir anda benden önceki konuşmacı şöyle bir soru yöneltti salona: "Sizin kuzey yıldızınız ne? Hayattaki amacınızı, hedefinizi, yönünüzü biliyor musunuz?"

O kadar güzel bir soruydu ki, hep hatırlamak istedim. Ertesi gün yeni yaptırdığım dövmemin kontrolü için gittiğim dövmecimde bileğime minik bir "kuzey yıldızı" yaptırdım. Çünkü insan beşer, kuldur şaşar. Özümüzü, yönümüzü kaybetmemek; kim olduğumuzu unutmamak çok önemli. Dövme bana iyi hissettirdi. Bu hafta daha sakin ve umutlu hissettim. Ve hisler bir aura gibi etrafa da yayılıyor. 

Ancak artık kimseye güvenemeyeceğimi biliyorum. Her zaman tetikte ve kontrolde olmam, bunu bir şekilde normalleştirmem ve stres olmamam gerektiğini biliyorum. Bunun için insanların "motivasyonlarını" ve "gizli gündemlerini" iyi okumayı öğrenmeliyim. Ve öğreniyorum da..

Herşeye rağmen, yeniden hatırlamakta fayda var;

İyi şeyler yapmaya çalışan bir avuç insanız, birbirimize nazik davranalım.

Lütfen artık iyiler kazansın..

Sevgiyle,

D.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Minik Kentli

Önemli bir kişi olmak!  Önemli ve değerli olduğumuzu ne sıklıkla düşünüyoruz? Düşünüyor muyuz? Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını nasıl ve ne şekilde alıyoruz? Alabiliyor muyuz? İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyor? Bizden razılar mı? Peki biz kendimizden razı mıyız? Özdeğer duygumuz nasıl?  Geçtiğimiz üç gün MBB'nin düzenlediği MARUF25 (Marmara Urban Forum) kongresindeydim. Çok büyük, belli ki çok zor ve detaylı bir organizasyon yapmışlar. Havaalanından beni bir araçla alıp Haliç Kongre Merkezi yakınındaki otelimize bıraktılar. Havaalanında MARUF görevlisiyle ve beni götürecek şoförle biraz sohbet ettim. Sonra İstanbul'un iki yakası arasındaki 48 dakikalık yolculuğumda pencereden dışarıyı seyrettim. Köprüden geçerken yine hayran hayran boğaza baktım. İstanbul'dan neden ayrıldığımı hatırladım: köprüden geçerken bu şehre hayran olmaya devam edebilmek için... Aklımdan atölye ve panel için yapacaklarımı, onlar haricinde katılacağım etkinlikleri ve bir yandan İzmir'de d...

Something old, something blue..

Pamukkale Üniversitesi kampüsünde yürürken çekilmiş bir fotoğraf. 2023 Ocak ayı. Bu kadın, 4 yıldır çalıştığı kurumdan o ay ayrılıyor ve Çeşme'deki ve Denizli'deki evler(in)den taşınarak İzmir'de kendi düzenini kuruyor. Bu şimdi geriye dönüp baktığında çok özgürleştirici ve heyecan verici bir başlangıç ama.. işte tam da o anda konfor alanından çıkmanın ve bilinmezliğin verdiği kaybolmuşluk sancısı içinde. Hüzünlü, yüzü de o sebeple asık. O anda moody bir şarkı dinliyor. Hava da bulutlu. En yakınları bile anlayamıyorlar o hüznü. İşin kötüsü onlara yük olmamak için hissettirmemeye de çalışıyor. Yıllarca ilmek ilmek kurduğu hayattan, her detayında, her eşyasında emeği olan evden valizini ve kişisel eşyalarını alıp çıkıyor. Boşanıyor. Çok yakında bir başkasıyla replace edileceğini, hatta kim bilir belki çoktan edildiğini içten içe biliyor. Kadın bir illüzyon içinde geçen yıllarına üzülüyor. Bir yandan da bunun farkına 25. yılda varmadığı için seviniyor.. Sonra işte bu kadın ...

4/4

Bu akşam Netflix'te "The Life List" isimli bir film izledim. Dram ve rom-com karışımı bir aile filmiydi. Filmin bir yerinde partnerinizin sizin için doğru kişi olup olmadığını belirlemeniz için 4 soru sormanız gerektiğinden bahsediyordu; Nazik biri mi? Onunla dürüstçe ve sansürsüz konuşabiliyor musun? En iyi versiyonuna ulaşman için seni teşvik ediyor mu? Onu çocuklarının babası olarak hayal edebiliyor musun? Elbette çok eksik ama çok yerinde sorular.  Neden sonra fark ettim ki benim için 4/4'lük olan biri için ben 4/4'lük olmayabilirim. Ama bu beni daha az sevilmeye layık yapmaz. Çünkü ben, yeterliyim .  Ben, olduğum halimle sevilmeyi ve seçilmeyi hak ediyorum.  Ben, benimle birlikte bir gelecek hayal edilmesine layığım.  Partnerimin de hayal ettiğim geleceği hayal etmesini istiyorum.. ya da.. bunu isteyen bir partner istiyorum. Sevgiyle..