Ana içeriğe atla

İfşa Günü

Spielberg ilginç bir adam. O müthiş E.T.'den beri sevdiğim yönetmenlerden olmuştur ve kült filmine göz kırpan bu yeni filmi ile beni yine şaşırtmadı. Fakaat tahmin ettiğimizin ötesinde pek de bir şey "ifşa" etmedi. Sevdiğim ve sevmediğim kısımları oldu filmin ama ana fikri açılış ekranını gördüğümden beri tamamdı bence: dISCLOSurE day

Yani Spielberg abimiz diyor ki; "Gerçek ifşa günü yakın"

Eeh. Teknolojinin bu kadar ivmelendiği, dünyanın çivisinin çıktığı (ve hatta ekseninin 12 cm kaydığı) böyle bir zamanda yakın olmaması mümkün değildi elbette. Biz zavallı Y - daha popüler tabirle Millennial kuşağın E.T., X Files, Alien, Stargate, Çılgın Marslılar, A.I., Signs, Arrival ve şimdi aklıma gelmeyen zibilyon tane film ile çoktan hazırlandığı ve çook uzun zamandır beklediği o ifşa günü olacak elbet!

Ne yani, evrendeki tek akıllı varlıkları biz mi sanmıştınız? Geçen ay ziyaret ettiğim ve bütün ezoterik inançlarımı depreştiren Berlin Neues Müzesi'ndeki Mısır bölümü ile ben çoktan tekrar ikna olmuştum zaten!

Ooh, bir de filmin bütün afişlerinin ortasına şak diye tek gözü yapıştırmışlar. Avaz avaz "illuminati" diye bağırıyor. Anladık yani bir elitler cemiyetiniz var, muhtemelen bir kısmı da karma bir ırk, üst-insan her ne ise, binyıllardır dünyayı adeta bir derin devlet gibi yönetiyorlar. Dua Lipa'nın nikah elbisesinin orta düğmesindeki göz'ü benden başka görenler de olmuştur sanıyorum? Hep bir simge, hep bir mesaj, hep birilerinden bir icazet arayışı var Hollywood'da sanki, sizce de öyle değil mi?

Neyse, derin devlet gibi yönetiyorlar, demiştik. B*k gibi yönetiyorlar afedersiniz, yoksa bütün bu dünya savaşları, pandemiler, Epstein dosyaları, Trump'lar falan neden olsun? "Aydınlanmayı" sadece bir kesime layık gören bu "illuminati" cemiyetinin naçizane üyesi Spielberg abimiz bu film ile birilerine aba altından sopa gösteriyor; ifşa ederim haa diyor belli ki.. Bakalım ne zaman?

Not. Bir de deniz insanları ortaya çıkarsa çok sevineceğim bu arada :)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Minik Kentli

Önemli bir kişi olmak!  Önemli ve değerli olduğumuzu ne sıklıkla düşünüyoruz? Düşünüyor muyuz? Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını nasıl ve ne şekilde alıyoruz? Alabiliyor muyuz? İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyor? Bizden razılar mı? Peki biz kendimizden razı mıyız? Özdeğer duygumuz nasıl?  Geçtiğimiz üç gün MBB'nin düzenlediği MARUF25 (Marmara Urban Forum) kongresindeydim. Çok büyük, belli ki çok zor ve detaylı bir organizasyon yapmışlar. Havaalanından beni bir araçla alıp Haliç Kongre Merkezi yakınındaki otelimize bıraktılar. Havaalanında MARUF görevlisiyle ve beni götürecek şoförle biraz sohbet ettim. Sonra İstanbul'un iki yakası arasındaki 48 dakikalık yolculuğumda pencereden dışarıyı seyrettim. Köprüden geçerken yine hayran hayran boğaza baktım. İstanbul'dan neden ayrıldığımı hatırladım: köprüden geçerken bu şehre hayran olmaya devam edebilmek için... Aklımdan atölye ve panel için yapacaklarımı, onlar haricinde katılacağım etkinlikleri ve bir yandan İzmir'de d...

Denge/siz

Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela...  Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...

İşler Güçler

Şu aralar biraz yorgunum. Bazı günler neyi neden yaptığımı sorguluyorum. Dünyayı kurtarmıyorum sonuçta. Etki alanım sınırlı.. ama genişleyebilir. Peki bu genişlemeyi push edecek enerjim var mı gerçekten? Bunu istiyor muyum?  Kendimi bildim bileli yayından fırlamış bir ok gibi hissettim. Hep ileri, hep bir hedefe doğru. Geriye dönüp bakma fırsatı bile olmayan.. Çalış, çok çalış; bir pürüz mü çıktı, düzelt; düzeltemiyor musun, yönünü değiştir, devam et.. devam. Durmak yok. Çünkü durmak lüksü yok.  Birkaç kuşak önce bolluk bereket içinde yaşarken; Kapalıçarşı'da dükkanları, Manisa'da üzüm bağları varken, "yanlış" seçimlerle her yıl daha da fakirleşmiş, bütün malını mülkünü kaybetmiş bir ailenin son kuşağıyım. Eğer kendimden sonra bir kuşak devam ettireceksem daha akıllı seçimler yapmam gerekiyor. Çünkü bir Y kuşağı olarak  her şeyin yükünü taşımak istemiyorum. Ama biz yine iyiyiz; Z kuşağı daha fena: onlar hiçbir şeyin yükünü taşımak istemiyor! :)  Bundan birkaç yıl ön...