Ana içeriğe atla

Başka Türlü Bir Şey

Özgür olmak için hazzı odağa alan, beklentileri sıfırlayan, bir nevi kırılmamızı önleyen yüzeysel ilişkilerde gezinerek, hayatta ne kadar derinleşebileceğimizi anlamıyorum. Derinleşmeden nasıl ilişkilenebileceğimizi anlamıyorum. Derinleşmeden ne kadar özgürleşebileceğimizi anlamıyorum. Sadece kariyer, bireysellik ve planlı haz odaklı yaşayan, mantığı ön plana alan, robotlaşan insanları anlamıyorum. Anlamıyorum işte. Bu olduğum kişiyi, olduğum şeyi değiştirmeye daha önce de çalıştım. O "persona" üzerimde eğreti duran yünlü bir kazak gibi. Kaşındırıyor.

Sanırım istediğim şey sadece maddesel değil, spiritüel bir şey. Yüzeysel olamıyorum. Yüzeysel olmak istemiyorum. Bu maddeyi, teni, şehveti küçümsediğim, aşkı yücelttiğim anlamına gelmiyor, hayır. Sadece hedonist bir yaşam, benim için yeterli değil. Şu dünya üzerinde her şey olur, her şey insan için. Büyük konuşan kınadığını yapmadan ölmez. Katı olan kırılır, esnek olan hayatta kalır. Ama mesele büyük konuşmak ya da esnek olmakla alakalı değil. Şu overthinking problemimi aşamıyorum bir türlü. Yazarak düşünmeye çalışıyorum. 

Nasıl aynı şeye bakıp bu kadar farklı şeyler görebiliyoruz anlamıyorum. Herhangi bir gerçekliği ya da derinliği yoksa love bombing'e maruz kalmak istemiyorum. Hak etmediğim halde bir ilişki içerisinde ilişkisizliğe maruz kalmak istemiyorum. Bu kadar dengesizlik beni fazla yoruyor. 

Sanırım benim istediğim, başka bir şey. 

Başka türlü bir şey.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Minik Kentli

Önemli bir kişi olmak!  Önemli ve değerli olduğumuzu ne sıklıkla düşünüyoruz? Düşünüyor muyuz? Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını nasıl ve ne şekilde alıyoruz? Alabiliyor muyuz? İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyor? Bizden razılar mı? Peki biz kendimizden razı mıyız? Özdeğer duygumuz nasıl?  Geçtiğimiz üç gün MBB'nin düzenlediği MARUF25 (Marmara Urban Forum) kongresindeydim. Çok büyük, belli ki çok zor ve detaylı bir organizasyon yapmışlar. Havaalanından beni bir araçla alıp Haliç Kongre Merkezi yakınındaki otelimize bıraktılar. Havaalanında MARUF görevlisiyle ve beni götürecek şoförle biraz sohbet ettim. Sonra İstanbul'un iki yakası arasındaki 48 dakikalık yolculuğumda pencereden dışarıyı seyrettim. Köprüden geçerken yine hayran hayran boğaza baktım. İstanbul'dan neden ayrıldığımı hatırladım: köprüden geçerken bu şehre hayran olmaya devam edebilmek için... Aklımdan atölye ve panel için yapacaklarımı, onlar haricinde katılacağım etkinlikleri ve bir yandan İzmir'de d...

Denge/siz

Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela...  Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...

İşler Güçler

Şu aralar biraz yorgunum. Bazı günler neyi neden yaptığımı sorguluyorum. Dünyayı kurtarmıyorum sonuçta. Etki alanım sınırlı.. ama genişleyebilir. Peki bu genişlemeyi push edecek enerjim var mı gerçekten? Bunu istiyor muyum?  Kendimi bildim bileli yayından fırlamış bir ok gibi hissettim. Hep ileri, hep bir hedefe doğru. Geriye dönüp bakma fırsatı bile olmayan.. Çalış, çok çalış; bir pürüz mü çıktı, düzelt; düzeltemiyor musun, yönünü değiştir, devam et.. devam. Durmak yok. Çünkü durmak lüksü yok.  Birkaç kuşak önce bolluk bereket içinde yaşarken "yanlış" seçimlerle her yıl daha da fakirleşmiş bir ailenin; bir zamanlar Kapalıçarşı'da dükkanları, Manisa'da üzüm bağları varken bütün malını mülkünü kaybetmiş bir ailenin son kuşağıyım. Eğer kendimden sonra bir kuşak devam ettireceksem daha akıllı seçimler yapmam gerekiyor. Çünkü bir Y kuşağı olarak  her şeyin yükünü taşımak istemiyorum. Z kuşağı ise daha fecaat; onlar hiçbir şeyin yükünü taşımak istemiyor! :)  Bundan birka...