Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Neden narsist partnerlere çekiliriz?

Neden narsist partnerlere çekiliriz? Neden narsistler, karanlık adamlar, kötü çocuklar daha çekici gelir bize? İlk başta çok farklı, çok özgüvenli, sürprizli ve heyecan uyandırıcıdırlar. Muhteşem bir love bombing ile başlarlar ve istediklerini elde ettikten sonra gaslighting aşamasına geçerler. Bunun için oturup baya baya strateji üretirler. Biz ise süreçte farkında olmadan özdeğerimizi kaybettiğimiz, ışığımızın kısıldığı, kilo aldığımız, ne bileyim saçımızın dalgasının bile bize küstüğü mutsuz bir döneme gireriz. Bu enerji vampirleri , bizde emecekleri enerji kalmayana kadar yıllarca bir köşede sürünmemizi izlerlerken kendi hayatlarını yaşarlar ve eğer şanslıysak bir gün bizi terk ederler. Bizi terk etmeleri oldukça iyi bir şeydir doğrusu. Esas mesele neden bizim onları terk edemiyor oluşumuzdur.  Neden narsist partnerlere çekiliriz?  Bu bir kara deliğin bir yıldızı kendine çekmesi gibi bir şey... Karanlığın çekiciliği. Yoğun, sessiz, ağır, ağır başlı, durgun, durağan, ...

Hold on tight, during the ride!

Hold on tight, during the ride! Ben gitmeden kısa süre önce Berlin otobüslerine yerleştirilmiş bir anons. Alya her duyduğunda "Yaa, eskiden yoktu böyle bir şey." deyip durdu. Muhtemelen birileri keskin virajlarda düştüğü için yeni konulan bu anonsu ben de kendimce evrenden bir mesaj olarak algıladım. Çünkü neden olmasındı :) Sürüş boyunca sıkı tutunun! Sürüş boyunca, yani yaşam boyunca, sıkı tutunalım, yani dirayetli olalım. Önümüzde keskin virajlar olabilir, ama iyi tutunursak, dengemizi bulursak bizi kimse deviremez.  Soğuk kuzey zihnimi birçok açıdan açtı. Tebdil-i mekanda ferahlık var gerçekten. 3 gece 4 günlük kısa bir geziydi ama hem 2 yılın sonunda Aloş'umu gördüm, hem Berlin deneyimi edindim. Seviyorum başka ülkelerin kokusunu almayı. Oralardan üzerime bulaşan aurayı. İnsan hayatına dışarıdan bakınca yepyeni detaylar görebiliyor. Aşılmaz görünen duvarlar bile aşılır olabiliyor.  Güzel gerçekten. Sıkı tutunuyoruz, evet..

Söğütlüçeşme

Aşkımı bir tren istasyonunda kaybettim. Filmlerdeki gibi. Trene bindim ve geri dönmedim. O da peşimden gelmedi.  Ölüm gibi bir şey oldu, ama kimse ölmedi. Daha doğrusu acı bana hiç olmadığım kadar yaşadığımı hissettirdi. Önce kış soğuğunu nefesime çekerken ciğerime dolan acı şeklinde; ardından -hiç de şaşırtıcı olmayan biçimde- uzun süre geçmeyen soğuk algınlığı şeklinde ve son olarak bitmek bilmeyen gözyaşları şeklinde. 3 aydır tanıdığım bir adam için herhalde 6 ay kadar ağlamıştım. Sonra 3 yıl ondan fiilen kaçmış, sonra uzun yıllar kaçınmış ama hakkında düşünmeyi hiç bırakmamıştım. Şöyle yapsaydım nasıl olurdu, şöyle deseydim nasıl olurdu, o trene binmeseydim nasıl olurdu?... Bundan neredeyse 13 yıl önceydi. Bir kış gecesi, Kadıköy Söğütlüçeşme istasyonunda Tuzla treninin gelmesini bekliyordum. Hava soğuk ve kasvetliydi. İstasyon da yorgun ve yaşlanmış. Ben üşüyordum ama soğuktan çok sevgisizlikten. Sevilmemekten değil belki ama sanırım sevilmediğimi düşünmekten. Derin bir alınga...

Seçenekler

Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin. Ben gidiyorum. Gerçekten. Havlu atmak gibi düşünmeyeceğim bunu. Bir şeylerin işleyişinin değişmeyeceği, iyileşmeyeceği belli olan bir yerde, diğerleri gibi söylenerek zaman  öldürmeye devam edemeyeceğim sadece. Çünkü başka seçeneklerim var. Hayatta seçeneklerin olması çok önemli. Bir yol bulmak, bir yol açmak için. O konfor alanından çıkmak için... İş yapmak isterken sürekli engelle karşılaşmak, önceliklerin bambaşka olması, fikrinin önemsenmemesi, ekip olunamaması, bir "krallıkta" aslında derebeylikleri yokken landlord gibi davranmaya, bölgesini işaretlemeye çalışan ve aslında yaptığı işe çok da inanmayan insanlar vb. koşullar bu şirkete bir türlü aidiyet duyamamama yol açtı. Ben inandığım bir iş uğruna yıllarca şehirlerarası yol gitmiş insanım. İnanmadığım bir işi yapabilme kapasitem yok. Kaldı ki iş yaptırılmıyor da... Sonuçta şu noktaya geldim:  Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağa...

Yarık

Zaman zaman açılan bir yarığım var. Bir fermuar gibi. Çukur gibi.  Canlı bir fay hattı, lavdan bir girdap gibi. İnsanları kendine çekiyor.  Masumiyet, samimiyet, güler yüz. Ve eşdeğer bir ilgi, kayıtsızlık ve fütursuzluk hali. Kahkaha ve gözyaşı. Sıcak. Tüketici. Ölümcül.  Böyle zamanlarda diğer çocuklara bilyelerini gösteren bir sokak çocuğu oluyorum.  Parlak gözlerle onların bilyelerini görmek istiyorum:   Seninkiler ne renk? Şu mavi camdan olanı beğendim. Benimle oynar mısın? Evet, yaklaş ve bana elini göster. Belki hoşuma gider? Oyun oynuyorum. Flört oyunu. Kontrol edilmeyi kontrol ediyorum. Erkekleri kontrol ediyorum.  Ama bir süre.   Çünkü benden iyi oyuncular var.  Çünkü o yarık nihayetinde kapanmak zorunda . Başta masumane başlayan, tehlikeli bir oyun bu. Bu yarık açıldığında aşıklar ve düşmanlar ediniyorum. Neden sonra oyun bitiyor. Aniden bir pişmanlık hissi peyda oluyor. Çünkü karşımdaki çocuk ağlıyor. Mavi cam bilyesi ortada yok. Nered...

Philophobia

Korku ve aşk arasında güçlü bir bağlantı vardı. Ve korkuyordu.  Âşık olmaktan korkuyordu, çünkü zaten aşıktı.  Dağıtmaktan korkuyordu, çünkü dağılmaktan korkuyordu. Bir uçurumdan atlayıp bin parçaya bölünmekten korkuyordu. Çünkü bunu daha önce yapmıştı. Bu yüzden uzak durmalıydı ondan.  Bir seçim yapmak istemiyordu. Aslında bir seçim yoktu, olmamalıydı. Yoksa olası bir mutsuzluğun, ya da ucundan kaçırılmış bir mutluluğun sorumluluğunu tek başına alması gerekecekti. Ama bir seçim yapmazsa vicdanı rahat olurdu. Hatta seçme hakkı elinden alındığı için öfkelenir,  mağduriyeti yüzünden onu suçlar ve kim bilir belki mutlu bile olurdu.  Evet, yetişkinliğin sorumluluğundan kaçmaya çalışıyordu. Bu yüzden sevmemeliydi onu. Deli gibi sevilmek istiyordu oysa. Ama söylemiyordu.  Söylerse gücünü kaybedeceğini biliyordu. Aciz görüneceğini. Ne olurdu sevmeseydi onu?  Artık sevilmediği için üzülürdü elbet. Ama karşılıksız bir aşkın acısı, güzel olabilecekken yitir...

Hyperballad

It's early morning, no one is awake I'm back at my cliff, still throwing things off I listen to the sounds they make on their way down I follow with my eyes 'til they crash I Imagine what my body would sound like slamming against those rocks And when it lands Will my eyes be closed or open? I go through all this Before you wake up So I can feel happier To be safe up here with you